DosyalarToplumsal Cinsiyet Çalışmaları

Toplumsal Cinsiyet Nedir?

Toplumsal cinsiyet kavramı son zamanların en çok tartışılan sosyolojik kavramlarından biridir. Aslında toplumsal cinsiyet denilen kavram cinsiyet olgusuna nasıl bakıldığını ele alan bir kavramdır. Çok geniş ve kapsamlı olan bu kavrama göre toplumsal cinsiyet, cinsiyet rollerine, cinsiyet normlarına ve tabulara işaret etmektedir. Toplumsal cinsiyet bir toplumun bireylerinin cinsiyete yükledikleri anlamlar olduğu için bu anlamlar ayrımcı ve dar kalıplı olduğu zaman kötü bir şey olduğundan bahsedebiliriz.

Biyolojik Cinsiyet ve Toplumsal Cinsiyet

Bireylerin fizyolojik ve genetik olarak gösterdiği farklılıklara göre bireyin biyolojik cinsiyeti belirlenmektedir. İnsanlar üreme sürecindeki görevlerine göre cinsiyetlendirilmişlerdir. Eski inanışlarda insanların üreyebilmesinin en önemli şeylerden biri olduğuna yani başka bir deyişle cinselliğin sadece üremek amacıyla yapıldığına inanılırdı. Bu nedenle de doğumdan başlayan cinsiyet ayrımı insanların bu üreme görevine hizmet etmesi için yaşamı boyunca bireyi çevreler.

Toplumsal cinsiyet ise içine pek çok kavramın girdiği derin bir tanımdır. En yalın haliyle, tüm cinsiyet algılarının toplum tarafından belirlendiğini öne süren bir kavramdır (Vikipedi). Yani cinsiyet ile ilgili algıların kültürel ve toplumsal olarak şekillenmesidir. Bu, başka bir deyişle biyolojik cinsiyetten ayrı bir cinsiyet kavramı inşa etme biçimidir. Cinsiyetin biyolojik farklarının yanı sıra toplumsal olarak farklar üretilmesi de toplumsal cinsiyetin içerisinde incelenmektedir.

Biyolojik cinsiyette tüm ayrım fizyolojik ve biyolojik özelliklerle sınırlı kalırken toplumsal cinsiyet bir kültürel cinsiyet inşa eder. Bebeğin doğduğu andan itibaren erkekse mavi, kızsa pembe giydirilmesiyle başlayan bu cinsiyet inşası bireyin tüm sosyo-kültürel hayatını etkiler ve kendisine verilen erkek ya da kadın cinsiyetinin gerektirdiği gibi davranmaya ve hissetmeye koşullanır. Bireyler, toplum içerisinde cinsiyetinin gerektirdiklerini yerine getirebilme sorumluluğu üstlenirler. Ancak bu sorumluluk doğuştan gelen bir sorumluluk değildir. Bu, tamamen zamanla uygarlaşma ile insan tarafından uydurulan ve gelenekleştirilen zamanla da yasalaştırılan bir sorumluluktur. Yasa, çünkü bireyler cinsiyetinin gerektirdiği sorumluluklara bir yasa gibi sarılabilirler. Tüm bunlara cinsiyet rolleri ve cinsiyet normları denmektedir.

Cinsiyet Rolleri ve Normlar

cinsiyet normları

Cinsiyet rolleri, sosyolojideki roller kavramınd2an gelmektedir. Sosyal rollerden farklı olarak cinsiyet rolleri bireyin içinde bulunduğu cinsiyetin gerektirdiği gibi davranması olayıdır. Kadının hanım hanımcık olması, erkeğin delikanlı olması, kız gibi vurmak, erkek gibi yürümek… Tüm bunlar, insan var olduğu ilk anda ortaya çıkan kurallar değillerdi. İnsanlar tüm bu rolleri zamanla kendileri üreterek bunları birer kuralmış gibi algıladılar.  Böylece cinsiyet rolleri denilen kavram hayatın her alanını hatta iş alanını bile etkilemiştir. Cinsiyet ayrımcılığının yoğun olduğu ülkelerde cinsiyet rolleri çok belirgindir. İnsanlar bu rollere göre yaşamını sürdürmektedirler.

Erkekler doğduğu andan itibaren mavi giyer, kızlar pembe giyerler. Erkekler arabalarla oynar, kızlar bebeklerle oynar. Kızlar duygusaldır, erkekler serttir. Erkekler kız arkadaş sahibi olur, kızların erkek arkadaşları hoş karşılanmaz. Kızlar sofrayı toplayıp yemek yapmayı öğrenmeliler, erkekler yuva geçindirmeyi öğrenmeliler. Erkekler istedikleri kızla sevişebilirler ve hatta bunu yaptıkları zaman yüceltilebilirler ama kızların asla böyle bir hakkı olamaz. Erkekler ‘erkek adam’ olmak zorundadırlar kızlar ise ‘hanım kız’ olmalıdırlar. Bu hayatın her köşesinde devam eden bir kültürel ve sosyal normlar kalıbıdır. Toplumsal cinsiyet, cinsiyetin toplumsal ve kültürel olarak incelenmesini söyler cinsiyet ayrımcılığının toplumsal sınırlarını ifade eder.

Cinsiyetlerin bu denli önemli olduğu toplumlarda baba figürü ve erkeklik de çok yücedir. Kadının erkeğe bağlı ve erkeğin himayesindeki bir cinsiyet olarak tanımlanması da ata erkinin bir sonucudur. Oysa kadınlar da erkekler kadar özgür bireylerdir. Erkeğin bir alt grubu ya da himaye gerektiren bir cinsiyet değildir. Ancak ata erkinin belirlediği normlar kadının zayıf, güçsüz bireyler olarak görünmesini sağlamaktadır. Cinsiyet normları, bireylere nasıl davranması gerektiğini söylerler. Kadın gibi olmak ya da erkek gibi olmakla ilgili tüm kurallar cinsiyet normlarıdır. Birisi eğer kadın gibi davranmak görevini yerine getirmez ise cinsiyetçiliğin yüksek olduğu toplumlarda dışlanabilir ve kınanabilir.

Cinsiyet rolleri ve cinsiyet normlarını belirgin bir şekilde birbirinden ayıracak olursak cinsiyet normları, cinsiyetlerin davranış biçimlerini belirler. Kadınların nasıl davranması gerektiği ve erkeklerin nasıl davranması gerektiğini belirleyen toplumsal olarak kabul görmüş kurallardır. Cinsiyet rolleri ise bireylerin bulunduğu cinsiyetin gerektirdiği gibi davranmasıdır. Bir başka deyişle cinsiyet rolleri, cinsiyet normlarını içinde barındıran bir eylem biçimidir.

Cinsiyet Normları Neden Olmamalıdır?

cinsiyet belası

Cinsiyet normlarının toplum tarafından uydurulmuş kurallar olduğunu unutmamak gerekiyor. Yani toplum cinsiyetlerin belirli kurallar içerisinde davranmasını saçma bulduğu sürece cinsiyet rolleri de değişecektir. Günümüzde kadınların tüm hak arayışlarının sebebi bu cinsiyet normlarından kaynaklanmaktadır. Kadının güçsüz görülmesinin, erkeğin bir alt türüymüş gibi algılanmasının, namus cinayetlerinin, kadına şiddetin tümünde aslında bu cinsiyet normları yer almaktadır. Erkekler kadınlara nasıl davranması gerektiği ile ilgili tüm deneyimlerini toplumun cinsiyet normlarından öğrenmektedirler. Bugün, bu normlar feminizmin en büyük mücadele alanlarından biridir. Kadına hangi işte çalışması gerektiğinden, ne giymesi gerektiğine, nasıl oturması gerektiğine kadar karışılan tüm bu durum cinsiyet normlarının bir getirisidir.

Tüm cinsiyet normları ikili cinsiyetçilik içinde şekillenmiştir. İkili cinsiyetçilik kısaca insanların kadın-erkek diye iki cinsiyete bölünmesidir. İkili cinsiyetçilikte cinsiyetlerin ayrılmasının sebebi üreme sırasındaki rolleridir. Bu nedenle de olabilecek tek ilişki bu sisteme göre kadın ile erkek arasındaki heteroseksüel ilişkidir. Ancak toplumdaki pek çok lgbti+ de bu durumdan ötürü dışlanma, taciz, şiddet gibi durumlara maruz kalmaktadır. Cinsiyet normları homofobi ve transfobinin yaygınlaşması ve sağlamlaşmasında etkilidir. (Lgbti+ yazısı için tıklayınız)

Bu nedenle de feminizm ve lgbti+ hak çalışmaları yapan tüm aktivistlerin topluma anlatmaya çalıştığı şey bireylerin bu şekilde kimliklendirilmemesi gerektiğidir. Kadına ve erkeğe atfedilen normlar ve onların oynamak zorunda olduğu roller ayrımcılık, şiddet ve pek çok şeye sebep olmaktadır. Bireylerin cinsiyetleri ve yaşamları onların özgürlük alanıdır.

Tagler

Sercan Ceyhan

Çukurova Üniversitesi İletişim Bilimleri'nden mezun olup hayaller peşinde koşan oyun çağını atlatamamış ve büyümekten korkan bir çocuk. Kalemimiz bu dünyayı güzel kılacaktır.

İlgili İçerikler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgini Çekebilir!

Kapalı
Kapalı