DosyalarToplumsal Cinsiyet Çalışmaları

Şiddetin İnşa Ediliş Süreci Ve Kadın Cinayetleri

Kişisel olan politiktir.ANNE PHİLLİPS

Toplumsal yaşamın bir parçası olan birey,  günlük hayatını sürdürürken mensup olduğu toplumdan bağımsız olarak değerlendirilemez. Birey aile başta olmak üzere eğitim, sosyal, siyasal ve ekonomik bir çerçeve ekseninde varlığını sürdürmektedir.

Kadın cinayetleri temel nedeni sadece aile içi şiddet biçiminde mahremiyet sorunu değildir. Her toplumda kadın erkek arasında süregelen bir eşitsizlik hâkimdir. Ataerkil sisteme dayalı erkek üstünlüğü ve hâkimiyeti en küçük kurum aileden başlayarak hayatın her alanda egemenliğini kurmuştur. Şiddet sadece Türkiye yer alan ulusal bir sorun olmamakla birlikte dünyanın her yerinde varlığını sürdürmektedir.  Ataerkil bir toplumsal yapı etrafında şekillenen ve kadınların hem biyolojik yapısına bağlı olarak hem de ideolojik, sosyal, yapısal olarak ezildiği bir sistem oluşturulmuştur.

İnsanlık tarihinin eski dönemlerinde yaşadığımız dönemin aksine anaerkil bir toplum düzeni vardı. Bu düzende kadınlar iki ana nedenden dolayı ön plana çıktılar. Bunlardan birisi ekonomik durumuyla bağlantılı iken bir diğer neden de cinsin devamı ile ilgilidir. İnsanlık tarihinin bu eski aşamasında doğal bir iş bölümü vardı. Kadınlar toplayıcı tarımla bağlantılı işlerle; erkekler ise avcılıkla uğraşıyorlardı. Üretici güçlerin ve kullanılan teknolojinin geriliği avcılıkla uğraşan erkeklerin bazen avdan boş dönmesine yol açıyordu. Kadınların toplayıcı olmaları toplumun ekonomik ihtiyaçlarının karşılanması anlamında daha garantili oluyordu. Bu durum ekonomik açıdan kadınların giderek ön plana çıkmasını, güçlenmesini sağlıyordu.

Kadınları güçlendiren ikinci bir nokta avcılığın genellikle vahşi hayvanlara karşı yapılması ve kullanılan teknolojinin zayıf olmasından dolayı erkeklerin ölümüne neden oluyordu. Bu nedenle de neslin devamı açısından kadın ön plana çıkıyordu.  Bu iki etken ilkel toplumlarda kadınların ön plana çıkmasına neden oluyordu. İlkel toplumlarda kadına biçilen rol Kibele örneğinde olduğu gibi tanrısal bir özellikle atfediliyordu. Kibele bir dönemin bereket tanrıçasıydı. Heykellerde görülen geniş kalçalar ve büyük göğüsler kadının doğurganlığını ve bereketini temsil ediyordu.

İlk hukukta kadını kollayan mirasın, kadın hukukuna göre belirlediği bir süreç olarak gelişmiştir. Bu uzun bir tarihsel süreç olarak devam etti. Özel mülkiyetin gelişimi aynı zamanda kadın hâkimiyetinin gelişmesine neden oldu. Feodal yapıya dayanan tarım toplumunda erkek ön plana çıkmakta ve ekonomi üzerine hâkim olmaktadır.

Avcı toplayıcı toplumdan tarım toplumuna geçişle birlikte erkek gücüne dayanan işler erkeklerin her alanda hâkimiyet kurmasına neden olmuş zamanla kadının sosyalleşeceği her alanda erkek hüküm sürmüştür. Tarih erkek ideolojisi üzerinden erk sistemin zihniyeti ve düşünüş şekline bağlı olarak şekillenmeye başlamıştır. Kadınlar mitolojik anlatılarda, hikâyelerde ve kutsal kitaplarda erkek egemenliğinin üstünlüğü şeklinde açıklanmaya başlamıştır.

Günümüzde erkeğin kadına egemenliğini yaratılış teorisine dayanarak savunanlara göre Âdem ile Havva hikâyesiyle açıklamaya çalışırlar. Erkek bir ‘’yaratıcı’’ rolüne sahipken kadın da erkek tarafından ‘’yaratılan’’ biri olarak görülmektedir. Örneğin; Havva’nın Âdem’in kaburgasından yaratılması.

Ataerkil sistem içerisinde kadına biçilen roller ve atfedilen değerler toplumsallaşma sürecinin her alanına hüküm sürmektedir. Gücün ve mülkiyetin erkeğe geçmesiyle birlikte aile ile başlayan sosyal, siyaset, ekonomik ve eğitime kadar kadının sosyalleşeceği her alanda erkek iktidarı egemen olmakla birlikte ve birinci cins olarak varlığını sürdürmekte kadınlar ise değersizleştirilip, görünmez kılınarak ikinci bir cins olmaktadır.

Erkek üstünlüğünü ön plana çıkaran bu inşa ediliş sürecinde doğumdan sonra kadın ve erkeklere toplumsallaşma sürecinde farklı roller verilip farklı davranış tarzı sergilemeleri istenmektedir. Annenin hamilelik sürecinde çocuğun cinsiyetinin genellikle erkek çocuk olup olmadığının sorulması ile başlayan süreç, cinsiyet eşitsizliği bebeklerin kıyafetlerinde kadının pembe renk ile erkeğin ise mavi renkle bütünleştirilmesi şeklinde devam eder. Ders kitaplarında ise kız çocuğu öğretmen, hanım, annesine ev işlerinde yardım eden; erkek çocuğu ise elektronik ve beceri isteyen meslekler ile ilişkilendirilir. Kız ve erkek oyuncaklarında kızlara bebek verilip bebek bakımı ve yetiştiriş biçimine uygun roller yapması özendirilir, erkekler ise dağınık iş bilmez olarak yetiştirilir.

İllüstrasyon: IoMoel/Deviantart

Erkek iktidarına dayanan ve kadınların ezildiği, toplumsallaşmaktan yoksun bırakıldığı cinsiyetçi iş bölümüne bağlı ev içi işlerine yönelik roller vererek kamusal alanda yerlerini daraltmış ve özel bir alana sıkıştırılmıştır. Kadınlar yemek yapma, çocuk doğurma, örgü örme, dikiş dikme ve ev işleriyle ilgilenen, her şeye boyun eğen, tahammül eden biri olarak tanımlanırken, erkeklerin ise güçlü, akıllı, cesur ve bağımsız olarak nitelendirilmesi kadınları koruyan ve üzerinde güç sahibi olunması erkeklerin kadınlar üzerinde tahakkümüne neden olmuştur.

İş yerlerinde aynı çalışma koşulları olsa dahi erkeğe ailesine bakmakla yükümlü olduğu için daha yüksek maaş verilirken kadınlara ise daha az ücret verilerek kadın emeği değersizleştirilmektedir. Kadınların her alanda olduğu gibi iş alanında da kendini sürekli ispatlaması gerekmektedir.

Kadını değersizleştiren sistem içerisinde gelenek ve göreneğe bağlı kalıp yargılar oluşturulmuştur. Gerçekte bütün şiddet olaylarında kadın ile erkek arasında erkek lehine bir güç dengesizliği söz konusudur. Kadının aile ortamındaki eşitsizliğe dayanan konumu ve ev içindeki emeğinin değersizliği, ataerkil toplum yapısı içinde belirlenen güç ve iktidar ilişkileri çerçevesinde kendinden güçlü konumda olan kocasının onun üzerindeki gücünün bir göstergesi olarak sergilediği şiddete maruz kalmasına yol açmaktadır. Kadına yönelik şiddetin amacı, kadının davranışlarının korkuya dayalı olarak kontrol edilmesidir.

Günümüzde kadın cinayetleri değerlendirilirken eril sistem odaklı kültüre bağlı gelenek, görenek eksenli kadın tutum ve davranışları sorgulanmaktadır.

Aslında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin nedeni cinsiyet temelli olup biyolojik farklılıkları etrafında şekillenen cinsel kimlik, toplumsal cinsiyet rolleri ve kalıp yargıları toplumsal/kültürel bir inşa etrafında şekillenmesinden kaynaklanmaktadır. Bu durum günümüzde ise farklılıkların ve ayrımcılığın yaşanmasına, şiddetin doğmasına neden olmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı olarak kadına yönelik şiddet fiziksel, duygusal, cinsel, ekonomik, psikolojik, aile, eğitim, siyaset, kültürel, hukuki olarak dünyanın her yerinde varlığını sürdürmektedir.

Şiddet güçlünün güçsüze yaptığı her türlü sınırlama olarak fiziksel, duygusal, ekonomik, psikolojik olarak değerlendirilebilir. Şiddet, işkenceye, onur kırıcı davranışlara, yaşam hak ihlali olarak nefret suçlarına ve cinayetlere dönüşmektedir.

Günümüzde kadın cinayetleri hemen her gün medyada değişik biçimlerde yer almaktadır. Medya, kapitalist bir yapılanmanın ürünü olarak her dönemde ekonomik ve siyasal güç örüntüleri içerisinde ürettiği söylemlerle egemen ideolojinin taşıyıcısıdır. Medya mülkiyeti de sermaye birikim sürecinden bağımsız değildir. Medya içerisinde kullanılan haber dili cinsiyetçiliği pekiştiren, ayrımcılığa ve nefret söylemine dayalı olarak yazılı ve görsel şekillerde sunulmaktadır.

Cinayet haberlerinde medya kadına odaklanarak şiddet erkek söylemleri ile açıklanmaya çalışmakta ve kadın davranışları, kadın hayatının geçmişi üzerinde durarak haber metinleri magazinleştirilmektedir. Genellikle kadın yaşamı ve kadın rolleri üzerinden şiddet ve cinayet boyutları değerlendirilmektedir.

Toplumsal cinsiyet bağlamında erkek üzerinde odaklanarak erkeklik olgusu inşa edilimiştir. Toplumsallaşma sürecinde erkeğe  yüklenen roller, güçlü, akıllı ve üstün  kadınların itaatkar, pasif, bağımlı, güçsüz nitelikler verilmiştir. Medya kadın ve erkek  profili belirleyerek  bir algı oluşturulmuştur. Medya kadına şiddeti erkil bir şekilde değerlendirmektedir. Örneğin; Aşk Cinayeti, Kıskançlık, Cinnet, Öfkeli Koca, gibi haber başlıkları ve söylemler kullanılarak cinayetin algısını değiştirerek dolaylı yoldan cinayeti meşru bir şekilde sunmaktadır.

Eskiden önemsiz diye bir tarafa bırakılan şeyler, artık bireysel seçimin tesadüfi bir sonucu olarak görülemezler, çünkü bunlar iktidar ilişkileri tarafından yapılaştırılmaktadır. Bir zamanlar kişisel varoluşun mahremiyetinde gizlenen şeyler birer kamu meselesidir ve olmalıdır. Cinsiyete dayalı işbölümü ve iktidarın cinsiyete göre dağılımı, sınıflar arasındaki ilişkiler ya da uluslararasındaki görüşmeler kadar politikanın parçasıdır, mutfaklarda ve yatak odalarında olup bitenler politik değişim talep etmektedir (Phillips,2012; 115).

Kaynakça

Phillips, Anne, (2012), ‘’Demokrasinin Cinsiyeti’’ ,Çev. Alev Türker, Metris Yayınları, İkinci Basım, İstanbul

Tagler

Özge Altınöz

Umudun yağmurunda bir damla olacağımıza inanıyorum.

İlgili İçerikler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı