DosyalarSinemaSinema Üzerine

Nasıl Queer Bir Sinemacı Olunur?

Sinemaya Queer Bakış Açısı

Toplumsal cinsiyete ideal bir bakış açısı olarak queer kuram akademik argümanı gittikçe genişleyen ve toplumsal cinsiyet kavramlarının her alanına yayılan geniş bir söyleme sahiptir. Queer kuramın ne olduğu, nasıl şekillendiği, argümanını nasıl sağladığı ile  ilgili geniş bilgiler için tıklayınız.

Öyle ki, queer kuram da tıpkı feminizmin sinemaya yansıyarak kadın hakları filmlerini veya eril olmayan sinemayı şekillendirmesi gibi sinemaya yansıdı ve queer kuramın damarlarından beslenen ‘queer sinema’ diye bir akımın meydana gelmesini sağladı.

Ataerkinin, toplumların her yerine nüfuz eden yapısı sinemayı da elbette etkilemiştir. Özellikle anaakım sinemalarda, Hollywood sineması gibi, eril bir söylem görülmektedir. Cinsiyet rollerinin ve normların bu ataerkiye göre senaryoda inşa edildiği görülebilmektedir. Bu etki sinemada kadının nasıl sunulduğu konusunda da bize bilgi vermektedir. Bununla ilgili Psikesinema Dergisi’nde aynen şöyle yazmaktadır: “Kadınlar erkek olmayan şeklinde negatif temsil edilmektedir; film metinlerinde ‘kadın gibi kadın’ hali görülmez. Kadın mutlaka birlikte olduğu erkeğe göre tanımlanır, onlar tarafından kimliklendirilir, bir bakış nesnesi olarak sergilenir, ikame edilir.” Psikesinema’nın bu yorumu da sinemada kadın ve erkeğin temsilinin nasıl olduğunun daha net anlaşılmasını sağlıyor. Gerçekten de öyledir. İzlenilen çoğu sinema filminde kadın birlikte olduğu erkeğe göre tasvir edilir. Bazı filmlerde erkek karakterler o kadar öndedir ki kadın erkeğin uzantısı gibi canlandırılır. Bazı filmlerde kadını aşağılayıcı tasvirleri ve cinsiyetçi küfürleri görebilirsiniz. Durum buyken ve cinsellik bu kadar tabulaştırılmışken alternatif bir cinsel söylemse bu filmler için müthiş uçukluk olsa gerek.

Alternatif Sinemalar Çözüm Olabilir

Alternatif sinema ve üçüncü sinema gibi sinema akımlarının ise sinema dilinin, beslendikleri ideolojilerden ötürü, daha özenli olduğu görülmektedir. Bu tür ideolojik söylem barındıran, kapitalizmi ve sistemi eleştiren sinemalarda kadın bedeninin Hollywood sinemasındaki gibi kullanılmadığı, kadına da edilgen bir karakter olmanın dışında bir yaklaşımla etken bir karakter çizildiği görülebilmektedir. Nitekim bu durum tüm alternatif sinemalar için geçerli değildir.

Sinemada kadın dilinin nasıl olması gerektiği ile ilgili tartışmalar hala devam ederken patlayan eşcinsel hareketi sinemada kendi temsillerini de yaratacaktı. Böylece lgbt temalı filmler denilecek bir film argümanı oluşacaktı. Tüm bu filmleri queer sinemanın içinde inceleyebiliriz. Sinema, lgbt temalı filmlerden önce de eşcinsellik ya da translık durumu barındıran filmlere yer vermişti. Ancak burada argüman sadece ayrımcılığı, aşağılamayı pekiştiriyordu. Bu nedenle nefret söylemini pekiştiren bu filmlere içinde lgbti kişiler barındırıyor diye queer sinema denilemez. Aksine bu filmler Hollywood bayağılığından bile berbattırlar. Yine Türkiye’de yerli sinemalara baktığımızda toplumların heteroseksüellik ve erkek üstünlüğünün vurgulandığı, heteroseksüellik ve erkek üstünlüğünün dışında kalan tüm cinsiyet kimlikleri ve rollerinin dışlandığı, aşağılandığı bir dilin egemen olduğu görülmektedir. Sadece lgbti olma hali değil feminizmin argümanları da aşağılanmakta ve bu durum, Anadolu’nun erkek egemenliğini tek doğru olarak gördüğü ve doğru davranış biçimlerinin bu olduğu şeklinde yansıtılmaktadır.

Ancak bu durum alternatif sinemalarda hemen hemen görülmemekte ve cinsiyet eşitliğinin olduğu, kadın karakterlerinde kendileri olarak var olabildiği film metinleri görülmektedir. Sinemada kadın karakterinin nasıl yazıldığı, nasıl sunulduğu en önemli şeylerden birisidir. Bu queer sinema için de çok geçerli olan bir durumdur (Zaten lezbiyen temalı filmlerin varlığı sinemada kadın dilinin nasıl olması gerektiği ile ilgili çok güzel öğretilerde bulunmaktadır). Kadın her şeyden önce erkeğin bir uzantısı olarak ya da erkeklere bağımlı cinsiyet grupları olarak sunulmamalıdır sinemada. Kadın bir kadın olarak verilmelidir. En basitinden filmlerde erkeklerin arzuları çok cesurca verilir, ancak kadınların arzuları ve kadınlık durumları verilmez, erk ahlakın arkasında gizlenir tüm bunlar. Kadınının dünyası ve benliği erkekten bağımsız olarak ele alınmalıdır. Kadının birlikte olduğu bir erkek olmasa bile pek çok filmde erkek gözüyle canlandırılmaktadır kadınlar. Oysa film metnini yazarken ve filmi yönetirken kadına kadın gözüyle bakmak gerekiyor. Ancak o zaman cinsiyetçi bir dilden kurtulmuş olacaktır film.

Yine Anaakımdan Kaynaklı Bir Sorun

Anaakım – endüstriyel sinemalarda kadın-erkek ilişkisi dışındaki ilişkiler ya hiç yokmuş gibi ve hiç böyle bir şey olmamış ve olamazmış gibi ya da çok iğrenç ve kötü bir şeymiş gibi yansıtılmaktadır. Bazı filmlerde bu, hastalık olarak nitelendirilirken bazı filmlerde ise alay konusu olur ve aşağılayıcı ifadelere yer verilir. Bu filmler tamamen ahlakçı ve heterosesksist eril bir erkek otonoma sahiptirler.

Oysa sistemin ve pek çok toplumsal yanlışın karşısında duran eleştirel sinemalar yani alternatif sinemalar, filmlerin bu tutumunu da eleştiren filmler yapmaktadırlar. Özellikle kadın filmlerinin artışından bu yana lgbti dünyasını da beyaz perdeye taşıyacak filmler yapılmaya başlamıştır. Hem ideal bir kadın dili veren, hem de insanların arzularını her türlü toplumsal norm ve tutumdan arındıran bu sinema türü queer kuramın yıkmak istediği her türlü nesnelliği hikayelerinde yıkarak bize “Yeni Queer Sinema” olarak anılan bir akımı getirmektedir. Özellikle de lezbiyen ilişkileri konu alan sinema türleri izleyiciye ve sinemacılara da sinemada kadın gibi kadının nasıl verilmesi gerektiğini ve kadına kadın gözünden bakmayı da öğretmektedir.

Yeni Queer Sinema

Yeni Queer Sinema kavramı ilk kez 1990’ların başında B. Ruby Rich ve bir grup sinemacı tarafından kullanıldı. Queer kelimesi Michele Aaron için heteroseksüel olmayan tüm cinsel kimlik ve yönelimler için şemsiye bir kavram niteliği taşıyordu. Yeni queer sinemanın ana akım ya da heteroseksüel sinemadan tek farkı lgbti temasına sahip olması değil aynı zamanda onlarında içinde yer aldıkları çeşitli alt kültürlere ve kültürel farklılıklara odaklanmış olması gibi farkı da bulunuyordu. Bu sinema türü her şeyden önce heteroseksist ve eril ahlakçı toplumun tüm sınırlılıklarının ve normlarının dışına çıkıyor, tabuları yıkan hayat hikayelerini seyircinin karşısına taşıyordu. Pek çok filmin aksine izleyicinin hoşlanacağı bir ikili ilişki yerine gerçekçi ve daha psikolojik, karakterlerin iç dünyalarının daha realist olarak yansıtıldığı birliktelikler bulunuyordu. Bu nedenle de filmdeki ilişki heteroseksüel olsa bile queer sinema olabilir. Çünkü karakterlerin iç dünyasındaki cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim çatışmalarını seyirciye yansıtması bile aslında günümüzde pek çok insanda görebileceğimiz tepkimeleri sahneye taşıması açısından önemlidir.

Queer Sinema için cinsellik asla katı bir durum değildir. Cinselliğin engin denizlerinde yüzmek gerekir. Bu nedenle kapalı kutulara ve kalıplara sığdırılamayan, sabit kalmayan değişken dokusu bulunan ve derinlikli bir kavramdır queer kuram. Bazı filmlerde, toplumsal düzen içinde dönüştürülmüş (normalleştirilmiş) eşcinsellikler görülmektedir. Burada dönüştürmeden kastedilen durum; toplumsal değerlere sahip çıkma, aile kurumunu savunma, seksin ve birlikteliğin bu norm ve tutumlardan ayrı düşünülemeyen bir eşcinselliği içermesidir. Tüm bu tabulara ve normlara karşı duran queer kuramın beslediği queer sinema bu türden bir eşcinsellik sunumunu reddetmektedir. Queer sinema insan ilişkilerine bu tutumlardan ve aynı zamanda queer kuramın reddettiği kimliklerden de arınmış olarak değinir. Buna göre aşkın ve cinselliğin cinsiyeti olmadığı gibi dili, dini ve rengi de yoktur. Queer Sinema bu türden pek çok sinemayı sinema dünyasına kazandırmıştır.

Queer Sinemacı Olmak

Queer sinemacı olmanın dayandığı temel nokta, toplumdaki tüm bireylerin cinselliğinin ve cinsiyet kimliğinin toplumun normları tarafından şekillendirildiğinin oysa bireylerin iç dünyalarının hiçbir şekilde sınırlandırılamayacağını bilmek ve arzunun uç noktalarını keşfetme merakının olması gerekliliğidir. Böylece kadın ya da erkek ya da herhangi bir cinsel kimliğe, erkek gözünden bakma durumu kaybolacak ve sadece karakterin iç dünyasına, tutkularına, hayallerine ve arzularına odaklanabilecektir yazar ve yönetmen. Kadının ve erkeğin cinselliğini keşfetme süreçleri, aşk acıları, arada kalmışlıkları ile en saklı arzuları ve inançları arasındaki köprüyü kurabilmeli, tüm çatışma süreçlerini toplumsal normlardan uzak bir şekilde verebilmeli ve tüm olaylar sonucunda izleyiciyi mantıklı bir sonuca götürmelidir yönetmen. Burada sonucu belirleyici olan toplumsal kodlar değil birey olmalıdır.

Queer sinemada hiçbir cinsel kimlik ya da cinsel yönelim, hiçbir ırk ve dini grup ötekileştirilmez ya da farklı bir pencereden bakılmaz. İnsanları anlamak için tek bir pencereden bakılır. Zaten bu kimliklerin tamamı yok olur queer sinemada ve sadece bireyler kalır, kimliksiz bireyler. Bu nedenle senaryo yazarlığı ve yönetmenlik gerçekten her detayına dikkat edilmesi gereken ve hiçbir şeyin rastgele yapılmadığı çok ciddi sorumluluk sahibi olunması gereken işlerden biridir.

Tagler

Sercan Ceyhan

Çukurova Üniversitesi İletişim Bilimleri'nden mezun olup hayaller peşinde koşan oyun çağını atlatamamış ve büyümekten korkan bir çocuk. Kalemimiz bu dünyayı güzel kılacaktır.

İlgili İçerikler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı