Film EleştirileriSinemaSinema Üzerine

Korku Filmlerinin Dirilişi; James Wan

27 Şubat 1977 doğumlu James Wan, Çin asıllı Malezya doğumlu yapımcı, yönetmen ve senaristtir. Avustralyalı olan bu genç yapımcı daha 11 yaşındayken yönetmen olmaya karar vermiş ve film hayatındaki macerası da öyle başlamış. 2003 yılında Saw (Testere) isimli bir kısa film çekiyor. Bu bildiğimiz Testere filminin kemik hikayesini oluşturan bir kısa film. Genç yönetmen Wan, bu kısa film ile dikkatleri çekiyor ve 2004 yılında uzun metrajlı filmi olan Saw (Testere) filmini çıkarıyor.

Testere filmi ile Wan büyük bir ses getirmeyi başarıyor. Yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı Testere filminin devam filmi olan Saw II (Testere II) filminin de yapımcılığını üstleniyor. Saw III filminin de hem senaristliğini hem de yapımcılığını üstleniyor. Ayrıca serinin tüm filmlerinde yapımcılığı sürdürmüştür.

Korku Filmlerine Dair Birkaç Söz

Öncelikle korku filmlerine dair birkaç söz söylemek gerekiyor. Korku filmlerinin şahlandığı yıllar geride kaldı. Nitekim, Dr. Caligari’nin Muayenehanesi gibi filmler hâlâ korku filmlerinin atası niteliğindedir. Zaten korku filmlerinin de babası olan Alfred Hitchcock’un da filmlerini unutmak mümkün değildir. Pek çok film yapımcısı onun izinden gitmekte ve filmlerinde onu anmaktadırlar.

Günümüzde etkisini sürekli hissettiren dev korku filmleri 70’li ve 80’li yıllarda çekilmişlerdir. Poltergeist, The Evil Dead, The Exorcist, The Shining, Don’t Look Now, Psycho, A Nightmare on Elm Street… Tüm bu korku filmleri aslında korku sinemasının popülerleşmesinde oldukça etkilidirler. Sadece korku sinemasına yeni bakışlar kazandırmakla kalmayıp yöntemleriyle birlikte sinemasal anlatımda da kendilerine yer edinmişlerdir. 90’lı yıllarla birlikte korku sineması durgunlaşırken bilim kurgu yükseldikçe yükselmiştir. Nitekim 2000’li yıllara gelindiğinde ise korku filmleri bu mükemmel eski korku filmlerinin ucuz yan sanayi ürünleri gibi olmaktan öteye gidememişlerdir.

Korku Filmlerinde Din

Korku sinemasının 70’li ve 80’li yıllarda yapılan filmlerin gölgesinde kalan bir sürece girmesiyle durgunluğu iyice arttı. Özellikle de poltergeist olarak tanımlanan olayların yaşandığı sayısız film birbirinin tekrarı olacaktı. The Exorcist, tüm eleştirilerine rağmen şeytan tarafından ele geçirilme filmlerinde de öne çıkan 1973 yapımı bir filmdir. Tamamen dini motifler üzerinden kurulan bu film yine arkasındaki pek çok film yapımcısını da etkisi altında bırakacaktı.

Korku filmlerinde poltergeist ya da şeytan girmesi vakalarının olması rahatsız edici değil aslında. Ancak filmlerin sürekli olarak özgün senaryo ve yeni yaratıcı korku teknikleriyle piyasaya çıkması gerekiyor. Eski korku filmlerinin senaryolarındaki kemik ögeleri kullanarak yeni bir senaryo oluşturmak ve düğüm kısmından sonra senaryodaki tüm çözüm sürecini dine bağlamak oldukça kolaya kaçmak oluyor. Yani filmde düğüm kısmının tüm korkutucu ögeleri garip sesler, karanlıkta açılan kapılar, yer değiştiren eşyalar, içine şeytan/cin giren biri ve bir din insanı vs. ile başlayan serüvenden oluşuyor. Filmin senaryosunda tahmin edebilirsiniz ki ne bu kısımda ne de sonunda bir yaratıcılık yok. Zira çözüm kısmı tanrısal güce bırakılıyor. İncil/Kur’an yolunda giden bir süreçle çözüme gidiliyor. Bu nedenle de Türk korku sineması resmen vasatın da altında kalmış oluyor. Türk korku sinemasının cinler olmadan çekilmiş filmlerine rastlamak oldukça zordur. Ne yaratıcı bir konuya ne de usta bir yapım ve oyunculuk gücüne rastlanır. Kötü makyajın yapıldığı kadınların Dabbe filminde kamerada pat diye cin olarak belirmeleri teknik açıdan yapılması en kolay şey olsa gerek. Bu film üslubu ile Hasan Karacadağ’ın da adını koca puntolarla filmlerine yazmak yerine biraz film taktiği geliştirmesini tavsiye ederim.

Korku filmleri, dini ögelerin halk bilinç altındaki etkisini sömürmeyi sever oldu. Basit bir senaryo ve basit bir ters köşe ile ortaya çıkarılan kötü kişilikli karakter çözümü, oturtulmamış karakterler, kapatılmaya gerek duyulmayan senaryo boşlukları ve fazla zeka kullanımına gerek kalmaksızın dini numaralarla çözüme ulaşma gibi durumlar korku sinemasına artık küfür niteliği taşımaya başladı.

James Wan Korkusu

James Wan korku filmleriyle anılan bir yönetmendir. Çektiği korku filmleri sinema tarihine yeni bir soluk getirmese de 2000’li yıllardan beri ölmekte olan korku filmlerinin biraz da olsa dirilmesini sağlamıştır. Zira The Conjuring 2 mükemmel bir gişe hasılatı elde etmiştir. James Wan’un korku tarzının eleştirildiğini ve hatta The Conjuring 2 ile de eleştirmenlerin “Yeter artık sende” tepkilerini verdiğini söylemem gerekiyor. James Wan, korku filmlerini doğa üstü varlıklar üzerinden kurgulayan bir yönetmen ve senarist. Saw filminden bu yana yaptığı tüm filmlerde ruhlar ve şeytan oldu. Dead Silence, Annabelle, Insidious, The Conjuring en ünlü filmlerinden.

James Wan özellikle de Conjuring 2 filminde de ruh ve şeytan çıkarma konuları üzerinde durmasıyla eleştirildi. Filmlerinde yüksek düzey efektler, yeni sinema teknikleri vs. yoktu. Bu da tüm yazı boyunca eleştirdiğim çukura direkt olarak düşürüyordu James Wan’u. Ancak yine de onun korku sinemasını ölmekten bir nebze kurtardığını söylememde birkaç neden var. İşte bu yazıyı yazmamdaki amaç da buydu. James Wan korku klişeleri olarak nitelendirilen tüm yöntemleri filmlerinde kullanmasına rağmen senaryosundaki sağlamlıklar ve tutarlı karakterler oluşturmasıyla günü kurtarmakla kalmıyor korku klişelerini kullanmasına rağmen iyi bir korku deneyimi de sunmayı başarıyor. “Ah yine şuradan bir hayalet çıkacak bö diyecek.” diyorsunuz ama hayalet çıkana kadar gerilimin dozunu artırarak olayın içine biraz sürüklenmenizi sağladıktan sonra, “Aha çıktı çıkacak, şuradan mı çıkacak!” derken Wan çoktan “Bö!” yapmış ve korkutmuş oluyor.

The Conjuring filminde tamamen dini motifleri kullanıyor yönetmen. Ed ve Lorraine Warren isimli bir evli çift, kiliseye bağlı çalışan ve paranomal aktiviteleri izleyen araştırmacılardır. Warren çifti ellerinde İncil ve haçlarla ruh ve şeytan avlıyorlar. Aman ne kadar ilginç!  Evet öyle, ancak Warren çifti bir aile olarak o kadar iyi sunuluyor ki seyirciye, korku filminin içinde Warren ailesi için endişeleniyorsunuz. Oradan buradan çıkacağını bildiğiniz basit kamera hilelerinin izleyiciyi etkisi altına almasına imkan yok. Ancak Wan’un korku filminde bu başarılıyor, çünkü Warren çifti ile bütünleşiyorsunuz. Bu karakterleri hissediyor ve hikayelerini özümsüyorsunuz. Böylece filmi Warren çifti ile anıyorsunuz, çünkü şeytan çıkarmalı korku filmlerinin hiçbiri böyle samimi bir ortamı kurmuyor.

Bir diğer ünlü Wan filmi olan Insidious‘da ise  Elise karakteri bir medyum kadın olarak ön plana çıkıyor. Filmin çekilen tüm serilerinde oynayan Elise, kendine has karakteri ile filmle bütünleşiyor. Filmlere has ve özel karakterler oluşturmak ve filmin bu karakterlerle anılmasını sağlamak oldukça önemli bir olgu. Gelelim aynı şekilde dini ögeler ve şeytan çıkarma ya da kötü ruh barındıran diğer filmlere! Filmlerdeki konunun klişe olması, yaratıcı korku tekniklerinin olmamasının yanı sıra karakterlere de pek rastlanmıyor. Her yer tip! Her filmde birbirinin tekrarı karakter yansımaları ve seyirci karakterle bütünleşemeden korku ögelerinin verilmesi ve çözüm süreci. İşte birkaç makyajlı insan ve açılıp kapanan kapı ile size korku keyfi. James Wan filmi ise sadece korkutmaya ve gerilimi yüksek tutmaya odaklanırken gerilimin olmadığı yerlerde karakterlerle bir aile olabilmenize imkan sağlıyor böylece o klişe korku ögelerinin içinde sizi sürüklemeyi başarabiliyor.

Özellikle Türk filmlerinde korkunun dozunu artırmak için filme daha fazla cin hikayesi ya da daha korkunç cin hikayesi yerleştirerek filmde geçen diyaloglarla toplumun dini belleğini sömürüyorlar. Ucuz makyajlı insanlar ve birkaç kamera hilesi ile korku filmi sunuyorlar. Hatta bazen cin sureti ile gelen kadına (cin suretli rollerde neden çoğunlukla kadın varsa) makyaj yapmaya bile gerek görmüyorlar. ‘Seyirci onun cin olduğunu biliyor’ mantığı ile ilerliyorlar.

James Wan, bu tür filmlerin yanında kendi sinema tarzını çok iyi yakalayabilmiş ve sinema gişelerinde korku filmlerinin yükselişe geçmesini sağlamayı başarmıştır. Bence, klişelerden besleniyor olmasını eleştirmek doğru olsa da film tarzının hakkını verdiğini inkar etmemek gerekiyor.

Tagler

Sercan Ceyhan

Çukurova Üniversitesi İletişim Bilimleri'nden mezun olup hayaller peşinde koşan oyun çağını atlatamamış ve büyümekten korkan bir çocuk. Kalemimiz bu dünyayı güzel kılacaktır.

İlgili İçerikler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgini Çekebilir!

Kapalı
Kapalı