SinemaSinema Üzerine

Bize Her Gün Festival: Başka Sinema

Başka Sinema Üzerine Bir Yazı

Cumhuriyetin en eski sinemalarından; ilk adıyla Melek Sineması, bildiğimiz adıyla Emek Sineması 1924 yılında hayatımıza dahil oldu. Emek Sineması tecimsel filmlerin dışında, farklı, gerçek hayattan bir şeyler anlatan ve bir şeyler katan filmleri var olduğu süre boyunca gösterime sundu. Emek Sineması 2013 yılının Mayıs ayında yıkıldı. Açıkçası belirli bir kesimi düşündüren bir kayıp oldu. Artık iyi diyebileceğimiz başka filmleri festivallerde -ki festivaller şehrimizde yapılıyorsa- ya da tesadüfen festival dönemi o şehirde bulunuyorsak gidip izleyebilecektik…

Bence film severler bu acıya daha fazla dayanamadı ve 2013’ün Ekim ayında ‘Başka Sinema’ projesini hayata geçirdi. Beyoğlu ile başlayan proje iki yıl içinde Mardin, Ankara, Mersin, İzmir gibi şehirlere yayıldı. Filmlerin, festival yapılan şehirlerin festival süreleri dışında ve festival yapılmayan şehirlerde bizimle buluşuyor olması sinemaseverleri çok mutlu ettti. Emek resmen Türkiye’ye yayıldı.

Seyircinin isteği ile gezen sinema; Nuri Bilge Ceylan’dan, Derviş Zaim’e, Emin Alper’den, Tolga Karaçelik’e hatta Xavier Dolan’a kadar birçok yönetmenin filmine ev sahipliği yapıyor. Başka sinemanın en güzel özelliği de 110 dakikayı aşmayan filmlere ara verilmemesi, bir salonda birden fazla filmin gün boyu izlenmesi. Zaten amacını da kurulma aşamasında söylemişlerdi; festivallerde yoğun ilgi gören bağımsız filmlerin art arda aynı heyecanla izlenmesi ve festivallerin bir yıla yayılmasını sağlamak. Bu yeni yayılımın bir başka özelliği de Çarşamba günleri oldu sanırım. Her Çarşamba sürpriz film gösterimleri, eleştiri geceleri, kısa film gösterimleri yapılıyor ve tutkunları ile film okuma etkinlikleri gerçekleştiriyor.

Bana göre sinemayı sinema yapan filmleri izleyememe eksikliğini yaşıyoruz.Sinemayı sadece doksan dakikalık dünyayı unutma, beyni uyuşturma aracı olarak gören tecimsel film yönetmenlerinin filmleriyle karşı karşıya bırakıldığımızı düşünüyorum . Henüz geçen hafta gidip vizyona giren filmlerin önünde durup hiçbirinin bana neredeyse hiçbir şey katmayacağını düşündüğümü anımsıyorum. Sinema içinde sadece eğlence, aksiyon, korku duygularını barındırmamalı. Bir şeylere değmeli. Mesela Adana sıcağında kışın soğuna kapılmalı ya da aşk için ölebilmeli insan.

Ben Adana’da yaşayan biri olarak sadece Adana’da varolan festivaller sayesinde (şanslı olduğumuzu düşünerek konuşuyorum) izleyebilme fırsatı bulduğum ve bir hafta süren, deli gibi elimizde bilet oradan oraya koşuşturduğumuz, oturup keyfine vara vara izleyemediğimiz ve bir çoğunu kaçırdığımız filmlere üzülüyorum. Gişe tutkusu olan yönetmenlerin hiçbir şey katmayan filmlerini izlemek zorunda bırakıldığımız için üzülüyorum. Zeki Demirkubuz’u, Ümit Ünal’ı, Murat Düzgünoğlu’nu, Yeşim Ustaoğlu’ nu, ne bileyim Pier Paolo Pasolini’yi bilmeden liseden mezun olan insanlar istemiyorum. Bir sinema müzemiz var . Köklü bir sinema tarihimiz var . Fakat başka bağımsız sinemamız yok .. Ne acı!

Tagler

Berna Türkan

Adanalı, haliyle kebap sever, arabesk kültürü hor görmeyen hatta seven, animeler, animasyon filmler için çıldıran, siyaset üzerine okumayı seven, iletişim sorununun desibeli aştığı Orta Doğu coğrafyasında iletişim kurmaya çalışan biriyim. Fotoğraf çekmeyi, ağaçlara sarılmayı ve hayvanlarla konuşmayı çok severim.

İlgili İçerikler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgini Çekebilir!

Kapalı
Kapalı